Alemde her şey bir gaye için yaratılmıştır. Bu
meyanda, insanoğlu Allah’a kulluk için yaratılmış, diğer varlıklar da doğrudan
veya dolaylı olarak insanlığa hizmet etmek üzere yaratılmış ve insanın emrine
verilmiştir. Herhangi bir varlığın gayesi istikametinde ve ilahi iradeye uygun
olarak kullanılması adalet, bunun aksi ise zulümdür.
Etinden ve sütünden
istifade edilen hayvanların yaratılış gayeleri de insanoğluna hizmet etmektir.
Bu hakikati Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan buyurur:
“Bizim, kudretimizle meydana
getirdiklerimiz arasından onlar için (deve, sığır, koyun cinsi) hayvanlar
yarattığımızı hâlâ görmediler mi? Şimdi (böylece) kendileri
de onlara sahip bulunmaktadırlar. Onları, kendilerine boyun eğdirip emirlerine
verdik. Onlardan bir kısmını binek edinirler, bir kısmını da yiyorlar.
Kendileri için onlarda daha nice faydalar ve içecek (leri süt)ler
vardır. Hâlâ şükretmezler mi?”[1]
Adı geçen bu hayvanların etlerinden faydalanmak
maksadıyla kesilmeleri mubah, kurban niyeti ile kesilmeleri ise ibadettir.
Kurban, Allah’a yakınlık niyeti ile kesilen
hayvana verilen isimdir. Âdem aleyhisselam’dan bu yana bu ibadet ifa
edilegelmiştir.
Kurban, insanoğlu için bir imtihandır. İnsanlık
tarihindeki ilk kurbanın hikayesini Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:
“(Resûlüm!) Onlara Adem'in iki
oğlunun gerçek haberini oku: Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı (Hâbil
koç, Kâbil ekin sunmuştu) da onlardan birinin (Habilin) ki
kabul olunmuş, (gökten inen ateş, onun kurbanını yakmış) diğerininki
kabul olunmamıştı. O (kurbanı kabul olunmayan Kâbil, bu durumu
kıskanarak kardeşine): "Seni mutlaka öldüreceğim."
demişti. (Habil de): "Allah, ancak kendisinin emrine
uyan/ karşı gelmekten sakınanlardan (kurbanı) kabul
eder." demişti.”[2]
Daha sonra İbrahim Aleyhisselam oğlunu kurban
etmekle emrolunup imtihana tabi tutulmuş, fakat murad-ı ilahi Hz. İsmail’in
kurban edilmesi olmadığı için onun yerine Allah tarafından kurbanlık bir koç
gönderilmiştir. Bu hadise de Saffat suresinde uzunca anlatılmıştır.
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) Cenab-ı Hak
tarafından; “O halde Rabbin için namaz kıl, hem de kurban kes!”[3] buyrulmak
suretiyle bu ibadet emredilmiştir.
Kurban ibadeti günahlara keffarettir. Peygamber
Efendimiz (s.a.v.) Kurban Bayramı’nın birinde Hz. Fatıma validemize şöyle
buyurmuştur: “(Ey Fatıma!) Kurbanının başına git ve (kesilirken)
gör. Kurban kanının (dökülen) ilk damlası ile işlediğin (küçük) günahların
tamamı affolunur.”[4]
Kurban; Allah tarafından imtihan maksadıyla
emrolunduğu için en sevdiği oğlunu tereddüt etmeden bıçağın altına yatıran Hz.
İbrahim’in ve yine aynı maksatla canını Allah’a seve seve teslim eden Hz.
İsmail’in kulluktaki samimiyet ve ihlaslarının remzidir. Onun içindir ki
Müslüman kurban keserken şöyle niyet eder:
“Yâ Rabbi! Şu vücudum, sana karşı o kadar
hata ve isyan etti ki affedilebilmem için bu vücudu sana kurban etmem lâzım.
Fakat sen, insan kurban etmeyi haram kıldığından, vücuduma bedel olarak bu
hayvanı kesiyorum, kabul eyle.”
Allah dostları Kurbanın bazı hikmetlerini şöyle
beyan etmişlerdir:
Kurban ilahi öfkeyi söndürür; Allah’ın rızasını
celbeder. Çok kurban kesilen bir memlekette harp olmaz. Kurbanda çoluk-çocuk ve
fakir fukara için umumi bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır. Kurban
Bayramı’nda umumi af tecelli eder.
Allah’ın emrine teslim olup hikmete erenlere ne
mutlu!
[1] Yasin, 71-73
[2] Maide, 27
[3] Kevser, 2


