"Söz güzelliği, davranış güzelliği ve dürüstlükle kemâle erer."

Kur'an'ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an'ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2026 Cuma

Anne ve Babaların İmtihanı


Şûrâ suresinde mealen şöyle buyrulur:

Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut kzlar veya erkekler olarak ikiz çocuklar yaratır. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye kadirdir.” (Şura, 49, 50)

Bir Hadis-i Şerif’te ise, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Evlatlarınız, Allah-ü Teâlâ’nın size hediyesidir.”[1], buyurmuşlardır.

Allah-ü Teala‘nın insanoğluna bahşetmiş olduğu sayısız nimetler içerisinde çocuk nimeti, en üstün nimettir. Zira evlat, dünya ve ahiret saadetinin sebebi olma potansiyelini taşıyan, büyük bir hediyedir. Bununla beraber “her nimetin, kendi büyüklüğünce, külfeti de olur” kaidesine göre, çocuk dünyaya gelişinden bil-itibar anne babasına sorumluluklar yüklemektedir. Bu husus şu iki Ayet-i Kerime mealinde bizlere şu şekilde beyan edilmektedir:

“Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır.” (Teğabün, 15)

“Ey îman edenler, gerek kendinizi gerek ailenizi, yakıtı insanlar ve taş olan (cehennem) ateşinden koruyun.” (Tahrim, 6)

Dini, ahlaki bakımdan büyük tehlikelerin mevcut olduğu günümüzde, Müslüman bir anne baba, evladını nasıl ateşten koruyacak, o emaneti nasıl kaybetmeden taşıyabilecektir?

Üzerinde çok durulması gereken bu önemli sorulara, meselenin en önemli taraflarıyla cevap verelim:

1- Müslüman anne babanın en baştaki görevi, evinde İslami bir hayat yaşayarak çocuklarına örnek olabilmektir. Zira çocuk için ilk muallim anne ve babasıdır.

2- Bazen örnek olunduğu halde yine de istenilen neticenin alınamadığını görmekteyiz. Bu da bize çok dua etmemiz gerektiğini isbat eder. Anne babanın, özellikle babanın, evladına yapacağı dua, peygamberlerin ümmetlerine yaptığı dua gibi, hızlı kabul edilir ve tesir eder. Çoçuklarımızın ahireti için dua etmeyi ihmal etmeyelim.

3- Vakti zamanı geldiğinde, ehlini bularak, evladına dini ilimlerin öğretilmesini ve aynı zamanda onları yaşayabilmesini temin etmektir. Sadece bilgi yüklenmesi, beklenen neticeyi çoğu zaman vermeyebilir. Önemli konu çocuğun öğrendikten sonra, öğrendiklerini yaşayabileceği ortamın ona hazırlanmasıdır. Bu şart yerine getirilmezse, maalesef bozuk çevrenin, çocuğu evinden aldığı terbiyeden uzaklaştırması çok kolaydır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadîs-i Şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Cenab-ı Hak, hakkında hayır dilediği kimseyi dinde fakih-alim kılar."[2] Başka bir Hadîs-i Şerîfte ise şöyle buyuruluyor: "Dünya ve onun içindeki şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten alim ve öğrenen talebe bundan müstesnadır."[3]

Görülüyor ki, bu dünyada en büyük şeref, İslamî ilimleri öğrenmek ve öğretmektir. Başka hiçbir ilim, bilim ve meslek, ne ondan daha büyük ne de ona müsavîdir.

İslami ilimler, uçsuz bucaksız bir okyanus gibi derin ve geniş olup, başlangıcı Kur’an-ı Kerim, ilmihal, Siyer-i Nebi gibi derslerle yapılmaktadır. Elbette ki bu dersler sadece temel seviyedir. Bunun ilerletilmesi ve amele çevrilmesi ise çocuklara yaşatılmasıyla mümkündür. 

Yaz tatilleri İslami ilimlerin temellerinin atılması için güzel fırsatlardır. Bütün evlatlarımızı camilere,  Kur'an Kurslarına göndermek, anne babalar olarak sorumluluğumuzu hafifletecek ve evladımızı ateşten korumada bize yardım edecektir.

[1] Tirmizi, Nevadiru’l-Usul fi Ma’rifeti Ehadisi’r-Rasül, c.1, s.586

[2] Sahîh-i Buhârî, İlim 10

[3] Sünen-i Tirmizî, Zühd 14

ÇOCUĞUNA KUR’AN-I KERİM ÖĞRETMENİN SEVABI tıklayınız....

ÇOCUĞUNA KUR’AN-I KERİM ÖĞRETMENİN SEVABI



Çocukların günahsız ve masum ağızlarla Kur'an-ı Kerimi ve onun ilmini

okumaları, hadis-i şeriflerde müjdelendiği üzere; hem kendileri, hem anne ve
babaları, hem de okutanlar için ve onlara maddi ve manevi sahada yardım
edenler için büyük bir rahmet ve bereket vesilesidir.
Bir Hadisi şerifte şöyle buyrulur:
“Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve aralarında
müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, nur iner, onları rahmet kaplar ve melekler
etraflarını kuşatır. Allah (cc) onları kendi nezdindekiler arasında anar.”

Cenab-ı Hakkın bizlere hediyesi ve Resulullah (sav) efendimizin emaneti olan
Kur'an-ı Kerim’in faziletlerini anlatmaya bizim günahkâr dillerimiz kâfi değildir.
Ayeti kerimelerde ifade buyrulduğu üzere o, kerim yani çok kıymetli ve şerefli, hak ile batılı
ayırt eden yüce bir kitaptır.
Bakara suresinin ilk Ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:
“Elif lam mim. İşte şu kitap, Allahü Teala ‘dan korkup kötülüklerden
sakınanlar için şüphesiz tam bir yol göstericidir.”
O öylesine değerli bir hazinedir ki; onunla ilgili zaman, mekan ve insan daima
en büyük değeri kazanmıştır.
Hadisi şerifte ifade edildiği üzere ,”Kur'an-ı Kerim en büyük şefaatçidir.” 
Başka bir hadis-i şerifte şöyle müjdelenmiştir:
“Kur’an-ı kerim okuyunuz. Çünkü Kur’an-ı kerim kıyamet gününde kendisini
okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir (Sahih-i Müslim)
Eshabı Kiram dan Câbir bin Abdullah (R.Anh) ın rivayet ettiği şu kıssa,
Kur’an-ı kerime gönül veren, onun ilmini evlatlarına, yakınlarına öğreten
kimseler için onun şefaatinin büyüklüğünü anlamamıza kâfidir:
Bir gün bir adam Resûlullah Efendimiz (sav) e gelerek:

“Yâ Resûlallah! Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbına nihâyet yoktur.” buyurdular.
Sonra oraya Cebrâîl (A.S) geldi, Peygamberimiz (S.A.V.) ona:
“Ey Cebrâîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu. O da: (aynı şekilde);
“Yâ Muhammed! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” buyurdular.
Sonra Cebrâîl Aleyhisselam göğe yükseldi, İsrâfîl (as) ın yanına geldi, ona:
“Ey İsrâfîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.
O da: “Ey Cebrâîl! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” Diyerek aynı cevabı verdi.
Sonra Allâhü Teâlâ, Cebrâîl (AS) ı Peygamberimiz (s.a.v.) e gönderdi ve
buyurdu ki:
Yâ Muhammed! Muhakkak Rabbin sana selâm ediyor ve buyuruyor ki:
Evlâdına Kur’ân-ı Kerîm’i öğreten kimse benim Beytimi (yani Kâbe-i
Muazzama’yı) on bin defa haccetmiş, on bin defa umre yapmış, on bin defa
gazâya (cihada) çıkmış, İsmâil Aleyhisselam evlâdından on bin köle âzâd
etmiş, on bin aç Müslümanı doyurmuş, on bin çıplak Müslümanı giydirmiş
gibi sevap alır. Evlâdının Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için ona on
hasene (sevap) verilir, on günâhı silinir.
Yâ Muhammed! Muhakkak ben ‘elif-lâm-mîm’ için on sevap verilir,
demiyorum, lâkin elif harfi için on, lâm harfi için on, mîm harfi için on sevap
verilir.
Bu ameli, tekrar dirilinceye kadar o kimseye kabrinde arkadaş olur.
Bu ameliyle mîzânda (yani amellerin tartıldığı o İlahi terazide) sevap tarafı ağır
gelir. Bu kişi sırât üzerinden şimşek gibi geçer.
Bu ikramların tamamına ve umduğundan da fazlasına nâil olmadıkça,
Kur’ân-ı Kerîm o kişiden aslâ ayrılmayacaktır.” (Fazilet Takvimi-19 Mart 2019)

Çocuğuna Kur'an-ı Kerim öğretene böyle mükafat verilirse; yüzlerce, binlerce
Ümmeti Muhammedin evladına Kur'an-ı Kerimi, onun ilmini öğretmenin, bu hizmette pay sahibi olmanın ne büyük dereceler kazandıracağını, ancak Rabbimiz bilir, O takdir eder.