Din, vatan ve namus gayreti gibi hususlarda ölçülü olarak kullanılması gereken bu özellik, ısınmakta ve yemek pişirmekte kullanılan ateş gibidir. Haddi tecavüz etmediği müddetçe faydalıdır. Fakat öfkenin rüzgarına kapılıp haksızlık, zulüm, intikam, vurup kırma şeklinde etrafa sıçradığı zaman hem sahibini hem de çevresini yakıp kavurur. Bunun içindir ki öfkeyi yenebilmek kahramanlıktır.
Öfke nefis ve şeytandan gelir. Nefse karşı koymak ise zaruridir. Ebu’l-Faruk Silistrevi Hazretleri şöyle buyurur: “İnsanı hayırdan ve irşattan alıkoyan yegâne şey nefistir. 72 şeytan kuvvetinde olup bütün vücuda dağılmıştır. Merkezi ise iki kaşın arasıdır. İnsan bazan gazaba gelir; yararım, kırarım der. Ebeveynine asi olur. İşte bunlar hep nefsin mahsulüdür.”[1]
Öfkelerine hâkim olan kimseler Kur’an-ı Kerim’de “Takva sahipleri” olarak şöyle vasıflandırılmışlardır: „O takva sahipleri bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.“[2]
Öfke akli melekeleri devre dışı bırakıp sağlıklı düşünmeyi ve doğru karar vermeyi engellediği için gazabını kontrol edemeyen kimse, kalp kırma, haksızlık, zulüm, şiddet gibi şeylerle hem kendine hem de başkasına zarar verir. Hatta sonu gelmeyecek düşmanlıkların temeli öfke ile atılmış olur. Bela ve musibetlerde olduğu gibi öfkeyi de sabır fireni ile durdurmak icap eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur: “Sizden biriniz ayakta iken öfkelendiği zaman otursun. Eğer öfkesi geçerse ne âlâ. Şayet öfkesi geçmezse yatsın. Şüphesiz öfke, acı sıvının balı bozduğu gibi imanı bozar.”[3] Zira öfke anında ayakta olan kimse oturandan, oturan kimse de yatandan, sonu hayır olmayacak bir hadiseye bulaşmaya daha yakındır.
Öfke aynı zamanda bir imtihan vesilesidir. Nefis öfke anında intikam duygusunu körükler. Haklı olarak ayağa kaldırıp haksızlığa bulaştırır. Benliği körükleyip ölümü bile göze aldırır. Böyle bir zamanda iradesine hâkim olup öfkesini yutanlar gerçek kahramanlardır. Bu, aynı zamanda nefisle cihattır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Güçlü kişi, güreşte başkasını yenen değil, fakat öfke anında nefsine malik olandır.”[4] buyurmuşlardır.
Bir başka Hadis-i Şerif’te de: “Muhakkak öfke şeytandandır; şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür. Sizden biriniz öfkelendirildiği zaman abdest alsın!”[5] buyurulmuştur.
Öfkelendiği kişiyi affedebilmek büyük bir fazilettir. İslam tarihi böylesi fazilet örnekleri ile doludur. Bunlardan birisini arz etmek isterim:
Peygamberimizin muhtereme zevcesi, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Aişe’ye münafıklar tarafından iftira atılmış ve bu iftira her tarafa yayılmıştı. Peygamber Efendimiz ve ailesi için çok sıkıntılı geçen bu günlerin sonunda Nur Suresi’nin 11’nci ve 12’nci ayetleri nazil olarak Hz. Aişe (r.a.) temize çıkarılmış, münafıkların oyunu bozulmuştu. Münafıkların yalanlarına aldanarak onların diliyle fakat gafilane bir şekilde konuşan Mıstah bin Üsase, Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) akrabası idi. Çok fakir olduğu için Hz. Ebu Bekir kendisine yardım yapıyordu. Bu hadiseye karışmasına öfkelenerek bir daha yardım etmemeye yemin etti. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “İçinizden yardım sever ve zengin olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere artık bir şey vermeyeceğiz diye yemin etmesinler. Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.”[6]
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.) öfkesini yuttu ve Mıstah’a yaptığı yardımı vermeye devam etti. Küçülme pahasına öfkesine yenik düşmeyip, onu yutmasını bilen kahramanlara ne mutlu!
0 Yorumlar