"Söz güzelliği, davranış güzelliği ve dürüstlükle kemâle erer."

EHLİ SÜNNET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EHLİ SÜNNET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2026 Pazar

Ashab-ı Kiram: İslam Tarihinin Öncüleri


“İmanlı olarak Rasulüllah (s.a.v.) ile buluşan ve Müslüman olarak vefat eden”
 kimseye “sahabi” denilir. Bunun çoğulu da “ashab”dır.

Sahabiler, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) arkadaşları, yardımcıları, sırdaşları ve sevgilileridir. Efendimiz sallallahü aleyhi ve selleme tereddütsüz iman etmişler, vefalarını uğrunda canlarını vererek isbat etmişler, aynı hedefe koşmuşlar, aynı duyguyu paylaşmışlar, O’nu her hususta kendilerinden üstün tutmuşlardır.

Kendilerine ta’lim edilen dîn-i mübîn-i İslâm’ı sadece yaşamakla yetinmemişler, onu nesillere aşılamak ve asırlara ulaştırmak için var güçleri ile gayret etmişlerdir. Onları medh-ü senada kelimeler aciz kalır. Zira bizzat Allah (c.c.) onları methetmiştir.

Tevbe Suresi’nin 100. Ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.“[1]

Ayet-i kerimede ifade buyrulduğu üzere Ashab-ı Kiram iki kısımdır. Birinci kısım, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) Mekke devrinde iman eden, İslam’ı yaşamak ve yaşatmak uğruna her türlü sıkıntılara katlanan, sonunda da inandıkları dava için mallarını mülklerini Mekke’de bırakıp Medine’ye hicret eden Müslümanlardır. Bunlara MUHACİRLER denir.

İkinci kısım; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) henüz Mekke’de iken iman etmeye başlayıp daha sonra kendi mallarını ve canlarını korudukları gibi Efendimizi de koruyacaklarına söz verip O’nu ve diğer din kardeşlerini Medine’ye davet eden Medine’li Müslümanlardır ki onlara da ENSAR denilir. Bu müstesna insanlar hakikaten sözlerinde durmuşlar, yiyeceklerini, giyeceklerini hatta evlerini Mekke’den gelen kardeşleri ile paylaşmışlardır.

İnsanlık tarihinin o güne kadar şahit olmadığı, ondan sonra da şahit olamayacağı bu müstesna insanlar için Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en hayırlısı benim asrımda (bulunanlar)dır. Sonra onları takip eden, daha sonra da onları takip eden (asırdaki insan)lardır.”[2]

Ashab-ı Kiram’ın en faziletlileri sırasıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali Efendilerimizdir ki bunlar hayatlarında cennetle müjdelenen on sahabinin önde gelenleridir. Cennetle müjdelenen diğer altı sahabi, mertebe bakımından bunlardan sonra gelir. Bedir ve Uhud muharebeleri ile Hudeybiye Musâlehasına iştirak edenler, Mekke'nin Fethi’nde ve Veda Haccında bulunanlar onları takip eder.

Hz. Ömer’den (r.a.) rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’de şöyle buyurulur: “Ashabıma hürmet ve tazim ediniz; onlar sizin en hayırlılarınızdır.”[3]

Ashabın tamamını tezkiye eden şu Ayet-i Kerime ne kadar câlib-i dikkattir: “Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir.”[4]

Ashab-ı Kiram’ı sevmek Rasulüllah’ı sevmenin icabı olduğu gibi, Ashaba buğzetmek de Rasulüllah’a buğzetmeye götürür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabı üzerine adeta titremiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ashabım hakkında Allah’tan korkun; onları hedef edinmeyin. Onları seven beni sevdiği için sever, onlara buğzeden de bana buğzettiği için buğzeder. Kim onlara eza verirse bana eza vermiş olur. Kim de bana eza verirse Allah’a eza vermiş olur ki, Allah’ın (azabının) onu yakalaması yakındır.”[5]

[1] Tevbe Suresi, 100

[2] Buhari, Şehadât, 16, (2652), Müslim, Fezâilu's-Sahâbe, 214, (2533)

[3] El-Münâvî, Keşfü’l-Minhâc, Hadis No 4851

[4] Hadid Suresi, 10

[5] Tirmizi, Menâkıb, 262, (3862

 [4] Zehebi, Elmühezzeb, 8/3869

4 Şubat 2025 Salı

PEYGAMBERİMİZ(S.A.V) VE SÜNNET-İ SENİYYE

 


Mahlukatın en şereflisi olan insanoğlunun yaratılış gayesi; Allah’ ü Zül celali tanıyıp, ona kulluk etmektir. Rabbimiz kullarına olan engin merhametinden, onları yarattıktan sonra başı boş bırakmamış kendilerini Hakka davet eden Peygamberler gönderip onlara uymayı da bize emretmiştir.

 Peygamberlerin Hatemi (sonuncusu) olan Efendimiz(S.A.V) de, bizler için hükmü kıyamete kadar baki olan en son ve mükemmel dini ve hayat nizamını getirip tebliğ etmiştir. Ne mutlu bizlere ki Rabbimiz bizleri, O Rasül-ü Kibriya’ya Ümmet kılmıştır. Bu çok büyük bir nimet ve saadettir. Bizlere düşen, O’nun kıymetini bilerek layık olmaya çalışmaktır. Kıymeti bilinmeyen nimetin elden gitmesi mümkün olduğu gibi hesabını vermekte çok zordur.

 Rabbimiz bir Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor:

“Habib’im sen; o benim kullarıma deki: Eğer siz Allah-ı seviyorsanız, (ki Allah-ı sevdiğinizi söylüyorsanız, Allah-ı sevmeyi istiyorsanız) bana tabi olun ki: Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin. Cenabı Allah ziyadesi ile mağfiret edici ve merhamet edicidir”. Al-i İmran Suresi, 31

 Bu Ayet-i Kerimede Rabbimiz ehli iman ve ehli itaat olan kullarına şöyle hitap etmektedir. Ey bana inanan, bana itaat eden, beni sevmek isteyen kullarım, sizler kalbinizde ilaha aşkın muhabbetin kaynamasını ve Allah’ın da sizleri sevmesini istiyorsanız, o halde yapacağınız şey açıktır, benim Habibime tabi olmaktır.

 Bu tebaıyyet, bağlılık ne kadar ileri derecede olursa Allah’ın o kişiye sevgisi ve muhabbeti de o kadar ileri derecede olacaktır. Bu durumda her halimizde, yaşantımızda, işimizde, gücümüzde, ibadetimizde ve İctima-i hayatımızda dikkat edeceğimiz en mühim husus Şer-i Şerife ve Sünnet-i Seniyyeye uygunluktur.

 İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Mahbub-u Rabbul alemin olan Rasulullah’a tabi olmakla insan mahbubiyet(yani Allah’ın sevdiği kul olma) mertebesine ulaşır, muhabbet rütbesine nail olur. Akıllı insan zahiren ve batınen tam gücü ile Hayrül Beşer(S.A.V)’e tabi olmaya gayret etmelidir. Vuslat yolu budur”Mektubat C.1 41.Mektup

Hal böyle olunca hepimiz için yaşantımızın her safhasında, bütün işlerimizde, programlarımızda, günlük yaşantımızda, içtimai münasebetlerimizde, aile içinde ve dışındaki işlerimizde, giyim kuşamlarımızda, hulasa maddi ve manevi her şeyimizde Efendimiz(S.A.V)’in Sünnet-i Seniyyesine sımsıkı bağlanmak mecburiyetindeyiz. Zaman zaman şartlar başka türlü zorlasa da, insanlar farklı şeyler söyleseler de bizim için Şer-i Şerife ve Sünneti Seniyyeye tabi olmaktan daha büyük ve daha mühim bir hedef olmamalıdır. Bu ne kadar zor olursa ecir ve sevabı da o kadar çok olacaktır. Çünkü Efendimizin de buyurduğu gibi:

 “Kim ki Ümmetimin fesada uğradığı(bozulduğu) bir devirde benim sünnetime(yoluma) sımsıkı sarılırsa; o kişi için yüz şehit sevabı vardır”.

 İslam’ın yüce prensiplerine bağlanarak cemiyetimizin terakki ettiği parlak devirlerden bir misal:

Osmanlı sultanı Kanuni, bir Macaristan seferi ordusu ile giderken, askerler güzergah üzerindeki bir bağın bazı bölümlerini yanlışlıkla ezerler. Ordu konakladığından bağı ezilen yaşlı kadın Sultanın huzuruna çıkar ve bağının ezilen yerlerinin ödenmesini ister. Kanuni, onu denemek için “Nine kimi kime, şikayet ediyorsun, benim askerimi bana mı şikayet ediyorsun, beni kime şikayet edersin” deyince o kadın gayet emin bir şekilde “Sultanım eğer zararım ödenmezse seni de Şeriata(dinin hükümlerine) ve onun sahibine şikayet ederim” der. Bu cevap karşısında Kanuni Sultan Süleyman çok hislenir ağlar ve o kadından özür diler, zararını da devlet bütçesinden değil, kendi cebinden fazlası ile öder.

İşte böyle İslam’ın ihtişamlı zamanlarında hem fert olarak hem de cemiyet olarak yüce Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek elbette çok daha kolaydı. Ancak insanların dinden uzaklaştığı, haramların Allah’a isyanın revaçta olduğu günümüz şartlarında ise dinin emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak elbette çok daha zordur. Ancak işte bur zorluk çok büyük zuhuratları, ecir ve mükafatları da beraberinde getirmektedir. Efendimiz (S.A.V)’in, yaşayanlara çok büyük müjdeleri vardır. Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

 “Kötülükler insanlara galip geldiği zamanda bilhassa nefsini düşünerek uzlet et(kötülüklerden sakın) ve doğru yoldan ayrılan insanların halini terk et. Zira ileride muhakkak gelecek olan sabır günlerinde, sabreden kimse elinde ateş tutar gibi meşakkat duyar, o zaman salih amel işleyenler, sair zamanlarda salih amel işleyen elli kişinin ecrine nail olur”.

 Eshab-ı Kiram “Ya Rasulullah o elli kişi bizlerden mi onlardan mıdır?” dediler.

Efendimiz(S.A.V) “Sizlerden elli kişinin” buyurdu. İmam-ı Masum, Mektubat C.1 M.29

 Eshab-ı Kiramdan ellisinin sevabına nail olmak sıradan bir hadise değildir. O Eshab-ı Kiram ki Kur’an-ı Kerimde bizzat övülmüş, kıyamete kadar gelecek Müslümanların en büyükleri olma şerefine nail olmuşlar.

 Ama böyle zor günlerde Sünnet-i Seniyye’ye bağlanabilen müminlere çok büyük ve hususi bir iltimas vardır. Efendimiz(S.A.V) başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

 “Sizi iki şarhoşluk(gaflet) kaplamıştır : Dünya hayatı ile geçim sevgisi(gafleti) ve cehalete sebep olan şeyleri sevmek gafleti. Bu takdirde sizler iyiliği emredemez ve fenalıktan alıkoyamazsınız.(İşte böyle bir zamanda, böyle bir durumda iken) Kur’an ve Sünnete bağlanarak, emirleri yerine getiren Şer-i Şerif istikametinde devam ederek dinlerini ayakta tutanlar, Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak , Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak Yolunda yarışanlar, önde olanlar gibidir”. Ramuz el Ehadis Sh.101

 Şah-ı Nakşibend(K.S.) Hz.leri :

 “Yolumuz ender bulunan yollardandır. Rasülullah(S.A.V)’in sünnetlerine tutunmaktan başka bir şey değildir. Eshab-ı Kiramın takip ettiği yolu izlemekten başka gaye yoktur.”

 “Efendimizin sünnetine sarılmak en büyük ibadettir”. Altun Silsile Sh.216

 O halde yukarıdaki izahtan da anlaşılacağı gibi sevgili Peygamberimizin sünnetine sarılmaktan maksat, sadece ibadetlerde farz ve vacipten sonra gelen ve yapıldığında sevap olup; terkinde günah olmayan sünnetleri eda etmek değildir. Burada Sünnet-i Seniyye ifadesi ile kastettiğimiz şey: “Dinde takip edilen yol” demektir. Sünnet, Efendimiz(S.A.V)’in getirip tebliğ buyurduğu ve hayatı boyunca yaşadığı, bizlere talim ve tavsiye buyurduğu hayat nizamı ve başkaları yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. İtikat, amel ahlak olarak ona tabi olmaktır.

 Nitekim Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) Hadis-i Şeriflerinde;

 “Sizden biriniz kendi heva ve heveslerini, arzularını benim getirdiği Sünnetime tabi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz” buyurmaktadır. Siratul İslam Şerhi Sh.101

Sünnetleri yerine getirmek Peygamberimiz(S.A.V)’in şefaatine sebep olur. O’nun şefaati olmadan hangimizin ameli kendisini kurtarabilir. Bizlerin yaptığı eksik noksan ibadetlerin kabulü bile o büyük şefaatçinin sayesinde olacaktır.

Sünnet Kur’an-ı Kerimden sonra dinimizin ikinci kaynağıdır. Sünnetin Kur’an-ı Kerimden sonra ikinci delil olduğu Kur’an-ı Kerimin ayetleriyle sabittir.

“Peygamber(A.S) size neyi verdiyse onu alın. Size neyi yasaklarsa ondan uzak durun”. Haşr Suresi Ayet 7

“Kim Peygamber(A.S)’e itaat ederse; muhakkak Allah’a itaat etmiştir”. Nisa Suresi Ayet 80

 “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak indirilen bir vahiydir”. Necm Suresi 3-4

Kur’an-ı Kerim her şeyi bütün teferruatıyla anlatmamış; onun tebliğini ve izahını Rasulullah Efendimiz(S.A.V)’e bırakmıştır. Kur’an-ı Kerimde bildirilen bazı emirlerin ifasını ise bizlere Efendimiz(S.A.V)’in sünnetleri öğretmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerimin yaklaşık 80 yerinde namaz emredilmiş; ancak bunun nasıl kılınacağını bütün teferruatı ile Peygamberimiz(S.A.V) öğretmiştir. Zekatın eda ediliş şekli, yine sünnetle bilinmiştir.

Sünneti dışlayıp sadece Kur’an-ı Kerimle, onun da bazı ayetleriyle İslam’ı anlatmaya çalışıp, adına da yüce kitabımızın ismini kullanıp “Kur’an Müslümanlığı” diyerek insanları ifsat etmek, sapıtmak, yüce dinimiz İslamiyet’i köklerinden, temellerinden yıkma ve budama gayretinin, bu husustaki sinsi planların bir neticesidir.

*********************************************************************

 H. Ş. “Allah’ım! Senden yardım diler, senden hidayet ister, sana istiğfar eder, sana tevbe eder, sana iman eder, sana tevekkül eder ve seni her türlü hayırla överiz. Sana Şükrederiz, nankörlük etmeyiz. Ve sana isyan edeni terk eder ondan uzaklaşırız.”

H.Ş. “Allah’ım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan ettiğin nimetini sana itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka hiç kimse günah bağışlayamaz.”

SALAT-Ü SELAM HER TÜRLÜ İHTİRAM EFENDİMİZ (S.A.V) ÜZERİNE OLSUN

AMİN